İyi Aile Yoktur: 33 Yaşında Gelen Bir Farkındalık
33 yaşına basarken Nihan Kaya’nın "İyi Aile Yoktur" kitabıyla gelen sarsıcı bir farkındalık. 24’lü Monami boyalar ve kayıp çocukluk anıları üzerine samimi bir yazı.
İyi Aile Yoktur --- yada paradoks şu ki iyi aile 'İyi Aile Yoktur' düsturuyla hareket edebilen ailedir.
Hayatınızda neden üzgün olduğunuzu bir türlü anlamadığınız o boşluk anlarını hiç yaşadınız mı? Yaşım ilerledikçe bu anların çoğaldığına şahit oluyorum. Ama yanlış anlaşılmasın; bunun melankoliyle pek bir alakası yok. Sanki bir çocuk olarak üzülmeme izin verilmemiş ya da o duygunun ne olduğunu anlamamışım; aslında hissetmeyi hep ertelemişim. Üzülmem gereken anlarda ya üzülmemişim ya da o duygunun beni teğet geçtiğini sanmışım. Kısacası, uzun bir süre duygularımdan bihaber yaşamışım.
Şimdi 33 yaşına merdiven dayarken, "Bu yaşta hala bunlar mı yaşanıyor?" demeyin sakın. Her yaşın, her insanın kendine has bir özerkliği vardır. Çocukluk da buna dahil...
Çocukluğumu hatırlamaya çalışıyorum; en baskın duygum neydi? Maddi durumumuz çok mu kötüydü, yoksa ben mi "zengin bebelerinin" olduğu bir okuldaydım, emin değilim. :D Tek bildiğim; benim o meşhur 24’lü (belki de 48’li?) Monami pastel boyam hiç olmadı.
Şimdi merak ediyorum; çocukken o Monami’ye sahip olanlar şu an ne yapıyor? En iyisine sahip olunca hayat daha mı mutlu akıyor? Aslında onların da bir suçu yok; ebeveynleri sadece imkanları dahilinde çocuklarını mutlu etmek istemişler. Peki, benim ailem alamadığı için "suçlu" mu? Çocukluk, gerçekten büyüklükten daha zor bir dönem; hele ki çocuğu asla anlamayan insanların arasında.
Benim ailem de pek çokları gibi, kendi ebeveynlerinden gördükleri "çocuk yetiştirme" tarzını yansıttılar. Belki zamanın şartlarına göre üzerine biraz daha iyisini koymaya çalıştılar. Mesela babamın, çocuklarının kendilerini "kurtarması" için mutlaka okumaları gerektiğini düşünmesi gibi... İyi niyetli ama omuzlara yük bindiren bir beklenti.
Nedenini bilmediğim bir şekilde çocukluk anılarım çok kısıtlı. İlkokul birinci sınıfa dair sadece birkaç parça görüntü var zihnimde. Bu konuda bir tahminim var: Lise 2. sınıftayken bir hafta sonu tarih sınavına çalışıyordum. Kız kardeşim ısrarla "Abla hadi parka gidelim" dedi. Gittik...
Şimdiki gibi korumalı salıncaklar yoktu o zamanlar. Ben de artık çocuk değilim, 15-16 yaşlarındayım. Ve o gün salıncaktan düştüm. 😁 Gözümü açtığımda hastane sedyesindeydim; annem telaşla saçımdaki tel tokaları çıkarmaya çalışıyordu. Meğer MR çekilecekmiş ama tokaları fark etmemişler. Bence o gün pek çok nöron odacığım o düşmenin etkisiyle ya yok oldu ya da sinapslar gidiş rotasını kaybetti. :D
Belki de bu bir "kendini gerçekleştiren kehanet" ve ben unuttuğuma inandığım için ulaşamıyorum o anıları. Ama artık ulaşmakta istiyorum. Özellikle de Nihan Kaya’nın "İyi Aile Yoktur" kitabına başladıktan sonra...
"Acaba neler hissederek büyüdüm? Anne-babalık travmalarına ne derece maruz kaldım? Neleri yalan-yanlış öğrendim ve sonradan sıkıntısını çektim?"
Bunları düşündükçe üzülüyorum. Ama bu şaheseri okuma isteğim de ters etti yaparak katlanarak artıyor. Geçmişi değiştiremem belki ama gelecekteki ailem ve en önemlisi kendim için yapabileceğim en güzel yatırım bu kitabı bitirmek.
Kalemimin sesi; tüm anne-babalara, adaylarına ve kendi çocukluğunda çözümleyemediği düğümleri olan herkese ulaşsın.
Okuyun ve okutturun. Çünkü... İyi Aile Yoktur.
Peki ya sizin Monami'niz neydi? Sizin çocukluğunuzda hangi duygular rafa kaldırıldı?
Dosyalar
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenme
0
Sev
0
Komik
0
Kızgın
0
Üzgün
0
Vay
0